NOPE – Dörtnala Giden Atların Toynakları Toprağa Değmez

Birincil “tehdit” merkezi etrafına kurulmuş olan Nope, anlatısı gereği -her anlamda- tüketme eyleminin olasılıklarını genişletip keskinleştiriyor. Tehditkâr olanın üreticisinin koltuğuna insanı yerleştirirken hazım mevzusunu “fark edilebilir” olanın bedeli olarak karşımıza çıkarıyor. Tüm gücünü ise izleyiciye yakınlaştırdığı “görülebilir tehdit”in uzaklığından alıyor. Gerçeklik uzlaşılamaz, anlaşılamaz olanın avucunun içinde olduğundan film boyunca yaşanılamaz olan hakikati, mekânların sınırlarını itekleyip … Okumaya devam et NOPE – Dörtnala Giden Atların Toynakları Toprağa Değmez

JOHN and THE HOLE – Sıkıntının Pençesine Düşmüş Ruhu Midede Açılan Delik Yaralamaz

Nesnenin bir mekân üzerindeki etkisini eğer ona mekân özelliği veren sınırları etrafında değerlendirecek olursak, sahici olmayan nesnelerin etrafta açtığı “boşluk” savaşını da göz ardı etmemek gerekir. Boşluğun ait olduğu mekânda, yanındaki diğer nesnelere oranla ağırlığını ele alacak olursak bireyin bu mekân içinde belli bir meşguliyet halinde olduğunu fark edebiliriz. Pascual Sisto’nun ilk uzun metrajı olan … Okumaya devam et JOHN and THE HOLE – Sıkıntının Pençesine Düşmüş Ruhu Midede Açılan Delik Yaralamaz

JURASSIC WORLD DOMINION – Dikkat! Bu Filmde Ürün Yerleştirme Vardır

Tina Fey, 71. Altın Küre (2014) ödül törenini Amy Poehler ile birlikte ikinci kez sunmalarına gönderme yaparak, açılış konuşmasında şöyle demişti: “Burası Hollywood, eğer bir fikir biraz bile tutarsa, onu herkesi bıktırana kadar yapmaya devam ederler”. Bu doğru saptama veya “Hollywood’da artık yeni fikirlere yer verilmiyor” cümlesi üzerinde yeterince durulmuyor aslında. Sanki birisi “bugün hava … Okumaya devam et JURASSIC WORLD DOMINION – Dikkat! Bu Filmde Ürün Yerleştirme Vardır

THE BLACK PHONE: Primitif Korkunun Pratik Naifliği

Stephen King'in oğlu Joseph Hillstrom King’in (Joe Hill) aynı adlı kısa öyküsünden uyarlanan The Black Phone’un (Siyah Telefon, 2021) yönetmen koltuğunda The Exorcism of Emily Rose (2005), Sinister (2012) ve Doctor Strange (2016) gibi filmlerin yönetmenliğini üstlenen Scott Derrickson bulunmakta. The Black Phone’un Sinister ile olan benzerliği ve görsel izdüşümleri filmin başından sonuna dek en … Okumaya devam et THE BLACK PHONE: Primitif Korkunun Pratik Naifliği

MEN: Seçilmiş Huzursuzluğun Pitoresk Hikaye Anlatımı

Alex Garland’ın yönetmenliğinde fazlasıyla pastoral çerçevelere maruz kalmış olan Men (Adamlar, 2022) kuşkusuz yılın en çok beklenen filmleri arasında. Yönetmenin Ex Machina (2014) ve Annihilation (2018) filmlerinden sonra üçüncü uzun metrajı olarak karşımıza çıkan Men, donuk bir kırgınlığın peşinden sürüklenen ve onu gizemli bir ava dönüştüren bireysel ıstırabı damıtma eylemini, doğa ile buluşturan bir film. … Okumaya devam et MEN: Seçilmiş Huzursuzluğun Pitoresk Hikaye Anlatımı

CRIMES of the FUTURE: Veri-leş-(tir)ilen Bedenlerin İlkel Organik Formları

Bir veri kümesi olarak kullanılan beden, yapısı gereği fiziksel olarak içerisinde kendisini yavaşlatan organik yapıların temsil noktasını oluşturur. Dolayısıyla beden, sağır bir yazılımdan ibaret olmak bir yana, aksine komut dosyalarıyla sürekli olarak iletişim halindedir. Bu onu doğası gereği yüzeysel bir yetersizlik olarak dışarıya bağımlı kılar. David Cronenberg filmografisinde sıklıkla tanıklık ettiğimiz organik bedenin organik olmayan … Okumaya devam et CRIMES of the FUTURE: Veri-leş-(tir)ilen Bedenlerin İlkel Organik Formları

FROM: Gündüzün Namevcudiyetinde Gecenin Talihini Kovalamak

Baştan sona zaman ve mekân odaklı olan From (2022), The Third Day (2020) mini dizisini anımsatan bir atmosfere sahip. İmge ve simgeler aracılığıyla çeşitli kültlere de selam eden dizi, doğa ve onun dünyaya teslim ettiği kültür üzerinden bir mekân okumasına olanak tanıyor. İlk bölümünden itibaren korku öğelerinin tanıdık topraklarında bizi gezintiye çıkaran From, gücünü bugün … Okumaya devam et FROM: Gündüzün Namevcudiyetinde Gecenin Talihini Kovalamak

YOU WON’T BE ALONE: İnsan Olmanın Hüznü ve Sinemasal Bir Şiir

Bu yılın Sundance Film Festivali gösterimlerinden biri de Goran Stolevski’nin “You Won’t Be Alone” (Yalnız Olmayacaksın) adlı ilk uzun metraj filmiydi, çok merak etmemize rağmen festivalde gösterildiğinde (22 Ocak 2022) izleyememiştik. En sonunda geçtiğimiz hafta izlediğimizdeyse, bu film ve yönetmeni hakkında kesinlikle konuşmamız lazım diye düşündük. Gerçekten de imkanınız varsa bu sayfayı hemen kapatın ve … Okumaya devam et YOU WON’T BE ALONE: İnsan Olmanın Hüznü ve Sinemasal Bir Şiir

EARWIG: Varoluşsal Temastan Kaçınan Bireysel Yaratının Temsili Biçemi

Bu yıl 41. İstanbul Film Festivali’de Hanna Bergholm’un Hatching (Pahanhautoja, Kuluçka, 2022) adlı filminden sonra “fantastik ve gotik kıyılarında” çok merak ettiğimiz diğer bir yapım da Lucile Hadzihalilovic’in 2021 tarihli Earwig (Kulağakaçan) filmiydi. Fiziksel ya da maddesel olarak var olmanın bilincini sırf belli bir özelliğe sahip olduğu için savunan ve onu sımsıkı kucaklayan Earwig, yokluğun … Okumaya devam et EARWIG: Varoluşsal Temastan Kaçınan Bireysel Yaratının Temsili Biçemi

İNSANİ ŞEYLER: “Gri Bölgelere” Dair Katartik Bir Yaklaşım

Fransız yazar Karine Tuil’in aynı adlı ödüllü romanı Les Choses Humaines’den (2019) uyarlanan İnsani Şeyler (2021) aktör, senarist ve yönetmen Yvan Attal’ın en yeni filmi. İKSV’nin düzenlediği 41. İstanbul Film Festivali’nde izleme fırsatı bulduğumuz yapım için tek kelimeyle tetikleyici denebilir. İzleyicileri kadınlar ve erkekler olarak ikiye ayırmak elbette ki çok sığ bir bakış açısı olur, … Okumaya devam et İNSANİ ŞEYLER: “Gri Bölgelere” Dair Katartik Bir Yaklaşım